Yedi Kıta Tarih Dergisi
Türkçe Konuş
haber oku

Terme’de kurulamayan santral Çarşamba’ya kuruluyor

admin ~ 16 Eylül 2019 ~ Gündem, Manşet, Siyaset ~ 63 Kez Görüntülendi. A- A+


Samsun’un Terme İlçesi’nde kurulmak istenen termik santral oluşan tepkiler üzerine durdurulmasının ardından, şimdi de Çarşamba Ovası’nın kalbi olan Çarşamba’ya bağlı Eğercili mahallesi sınırları içerisinde Trabzon Yomra adresine kayıtlı Oltan ve Köleoğlu Elektrik ve Enerji Üretimi Tic. A.Ş. tarafından Biyokütle Enerji adı verilen yeni bir Termik Santral kurulması çalışmalarına başlanıldığı öğrenildi.

Türkiye’nin 3 önemli ovasından biri olarak kabul edilen Çarşamba Ovası’nın kalbinde termik santral kurulma çalışmaları aralıksız, sessiz ve sakin devam ediyor. 2017 yılında Samsun’un Terme ilçesinde bir firma tarafından ithal kömürle çalışacak 680 (MGV) megavatlık termik santralin kurulmasına engel olmak için ilçe belediyesinin desteğiyle başlatılan mücadele mutlu sonla sonuçlanmıştı. Terme’ye kurulmak istenen santralin mahkeme kararıyla durdurulmasının ardından merkezi Trabzon’da bulunan Oltan ve Köleoğlu Elektrik ve Enerji Üretim Tic. A.Ş isimli firma Çarşamba Eğercili Mahallesinde Termik santral kurmak için çalışma başlattığı ortaya çıktı.

 

Samsun’un Çarşamba İlçesi Eğercili Mahallesi’nde kurulmak istenen santral alanının tamamen  tarım ve hayvancılık yapılan bölge olduğu biliniyor. Santralin yapım çalışmalarının başladığı öğrenilirken Santralin kurulması durumunda Çarşamba Ovası’ndaki tarım ve hayvancılığa büyük darbe vuracağı belirtiliyor. Firmanın bakanlıktan ÇED gerek yoktur raporunu aldığı ve Ticaret Sicil Gazetesi’ne şirket kuruluşunu yaptığı öğrenildi.

 

Samsun’un Tekkeköy İlçesi’nde Çarşamba Ovası’ndan elde edilen ürünlerin değerlendirilmesi için 465 bin 454 metrekare arsa üzerinde Samsun Gıda Organize Sanayi Bölgesi kurulurken, tarım ve hayvancılığı kurulması durumunda bitireceği öngörülen biyokütle Enerji Santralı adı altında çalışmaları sürdürülen Termik santralin Çarşamba Ovası’nın kalbinde kurulmasının nasıl bir mantığın işi olduğu tartışılıyor. Terme’de gösterilen direncin Çarşamba’da da gösterilip gösterilmeyeceği merak ediliyor.

 

Termik Santral’in Terme’de kurulmaması için dönemin Terme Belediye Başkanı Şenol Kul büyük uğraş vermiş ve santralin Terme’de kurulmaması için oluşturulan platformun içinde yer almıştı. Belediye Başkanı Kul’un da destekleriyle Terme’de kurulmak istenen santral durdurulmuştu. Santralin Terme’de kurulmaması için mücadele veren ve bu mücadeleyi kazanan Şenol Kul ise 31 Mart Yerel Seçimleri’nde AK Parti tarafından tekrar aday gösterilmemişti.

 

Çarşamba İlçesi Eğercili Mahallesinde kurulması planlanan santral için eskiden kömür deposu olarak kullanılan alanda çalışmaların başladığı ve bu alana şuana kadar 160′ a yakın fore kazık tabir edilen temel kazıklarının atılarak alt yapı çalışmalarının sessiz sedasız başlatıldığı iddia ediliyor. Çarşamba’ya kurulması planlanan Çarşamba Biyokütle Eletrik Enerji Termik Santralinin 27 MW’e/ 96.12 MWt üretimi yapacağı, 180.000.000. TL’lik bir yatırım olduğu ve 24 Kasım 2014 tarih ve 29186 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliğince izin alarak çalışmalara başladığı iddia ediliyor.

Konu hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra Tarım ve Orman Bakanlığının tarım arazilerinin ortasına kurulmaya başlanan bu santrale izini kim ve nasıl verildiği ve Bakanlıkların santral hakkında ki açıklamalarını neye göre yapacakları Çarşamba ve Samsun halkı tarafından merakla bekleniyor.

 

Biyokütle enerji santrallerinin halk sağlığına etkileri:

 

Biyokütle, bir türe veya çeşitli türlerden oluşan bir topluma ait yaşayan organizmaların belirli bir zamanda sahip olduğu toplam kütle olarak tanımlanabilir (1). Biyokütle aynı zamanda bir organik karbon olarak da kabul edilmektedir.

 

Başlıca biyokütle kaynakları aşağıda listelenmiştir:

 

Bitkisel Biyokütle Kaynakları

Yağlı tohumlu bitkiler (kanola, ayçiçek, soya v.b.)

Şeker ve nişasta bitkileri (patates, buğday, mısır, şeker pancarı v.b.)

Elyaf bitkileri (keten, kenaf, kenevir, sorgum, miskantus, v.b.)

Protein bitkileri (bezelye, fasulye v.b.)

Bitkisel ve tarımsal artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk, v.b.)

Orman ve Orman Ürünlerinden Elde Edilen Biyokütle Kaynakları

Odun ve orman atıkları(enerji ormanları ve enerji bitkileri, çeşitli ağaçlar)

Hayvansal Biyokütle Kaynakları

Sığır, at, koyun, tavuk gibi hayvanların dışkıları, mezbahane atıkları ve hayvansal ürünlerin işlenmesi sırasında ortaya çıkan atıklar.

Organik çöpler, Şehir ve Endüstriyel Atıklardan Elde Edilen Biyokütle Kaynakları

Kanalizasyon ve dip çamurları, kağıt, sanayi ve gıda sanayi atıkları, endüstriyel ve evsel atık sular, belediye ve büyük sanayi tesisleri atıkları

Görüldüğü gibi, “biyokütle” kavramı yağlı tohumlu bitkilerden, büyük sanayi tesisleri atıklarına kadar çok geniş bir yelpazede yer alan maddeleri tanımlamaktadır. Biyokütle kaynaklarından elektrik, ısı ve biyoyakıt üretilmektedir. Biyokütle kaynakları biyokimyasal veya termokimyasal çevrim yöntemleri ile enerji formuna çevrilmektedir. Kullanılan çevrim yöntemine göre başta termokimyasal doğrudan yakma olmak üzere, biyokütle tanımı içerisinde yer alan maddelerin sağlık ve çevre ile ilgili pek çok olumsuz etkisi söz konusudur. Odun ve orman atıklarının yakılması bu konuda ön plana çıkmaktadır.

 

Odun yakma, özellikle eksik yanma durumunda, partikül madde (PM1, PM2.5, PM10) ve ağır metaller, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH), metan dışı uçucu organik bileşikler, kalıcı organik bileşikler ve karbon monoksit dahil olmak üzere insan sağlığına ve çevreye zararlı hava kirleticilerinin önemli bir kaynağı olabilir.

 

Avrupa Birliği düzeyinde, hava kirliliği bir dizi yasal önlemle ele alınmaktadır. Bunlar arasında 2004/107/EC sayılı Direktif (3) dış ortam havasındaki kirleticilerin (partikül madde, ağır metaller ve PAH) konsantrasyonlarını azaltmayı; çevre hava kalitesi hakkındaki 2008/50/EC sayılı Direktif (4) ise standartları ve partikül madde konsantrasyonlarının azaltılması için hedef tarihleri düzenlemektedir.

 

Ayrıca, yanma sektörü için düzenleyici çerçeveyi tamamlamak amacıyla, Aralık 2013’te Avrupa Komisyonu 1 ile 50 MW arasında bir nominal termal girdiye sahip yakma tesislerinden gelen hava kirletici maddelerin emisyonlarını kontrol etmek için yeni bir Direktif (Directif74) önerisini kabul etmiştir. Komisyon, artan biyokütle kullanımı ile hava kalitesi arasındaki muhtemel olumsuzluklardan kaçınmayı amaçlamaktadır, aksi takdirde hava kirliliği artmaktadır.

 

İngiltere’deki ve diğer bazı ülkelerdeki biyokütle enerji santrallerine, büyük ölçüde yerel etkiler nedeniyle santral çevresinde yaşayan topluluklar tarafından giderek daha fazla karşı çıkılmaktadır. Bu karşı çıkmanın en önemli nedenleri hava kalitesi ve halk sağlığına ilişkin endişelerdir. Bu endişeler, kömür yakma ile ilgili olanlara çok benzemektedir.

 

ABD Çevre Koruma Ajansı’nın rakamlarına göre “temiz” – yani kimyasal olarak işlenmemiş olarak yanan – odun, 79 farklı kirleticiyi yayar. Bunlar arasında azot oksitler, kükürt dioksit ve partikül maddeler, dioksinler ve furanlar, formaldehit, benzen, kadmiyum, arsenik, krom ve kurşun bulunur. Bunlardan bazıları solunum ve kalp hastalıkları, diğerleri kanser, doğum kusurları ve diğer sağlık sorunları ile bağlantılıdır. Kimyasal işlemden geçirilmiş odunların yakılması, daha fazla farklı kirletici ve daha yüksek oranda dioksin ve furan, ağır metal ve diğer bazı toksinlerin salınmasına yol açmaktadır.

 

Yakıt yakan herhangi bir enerji santrali çok sayıda hava kirletici üretecektir, ancak biyokütle enerji santrallerinin kömür veya gazla çalışan enerji santrallerinden daha fazla kirlilik yaratmasına yol açan iki temel faktör vardır. Birincisi, kimyasal ve enerji içeriği açısından biyokütle yakıtlarının doğal bileşimidir. Biyokütle enerji santralleri fosil yakıtlı santrallerden daha fazla CO2 yayarlar, çünkü odun ve diğer biyokütle türleri karbondan zengindir ama enerji açısından zengin değildir. Bu, yanan biyokütlenin fosil yakıtlara kıyasla yakıtta bulunan birim enerji başına daha fazla CO2 salması anlamına gelir. Ayrıca, biyokütle yakıtlarının nispeten yüksek nem içeriğine sahip olması ve “faydalı” enerji üretiminden önce fazla suyu kaynatmak için önemli bir enerji harcaması nedeniyle, biyokütle enerji santralleri gaz ve kömür yakıtlı santrallerden çok daha az verimlidir. Daha düşük verim, bir biyokütle santralinden belirli bir miktarda elektrik enerjisi üretmek için daha fazla yakıtın gerekmesi ve daha fazla yakıtın yakılmasıyla daha fazla kirlilik yaratılması anlamına gelir.

 

Biyoenerji endüstrisinin detaylı analizi, sektörün büyük bir kirletici olduğunu ortaya koymaktadır. Kömürlü termik santraller daha fazla kükürt dioksit yaymasına rağmen; kömür, biyokütle ve doğalgaz santrallerinin karşılaştırılması, biyokütle santrallerinin her 1 megavat/saat elektrik üretimi için kömürlü termik santrallerden 150 daha fazla azot oksit, 600 daha fazla uçucu organik bileşenler, 190 daha fazla partikül madde ve 125 daha fazla karbon monoksit yaydığını göstermektedir. Biyokütle santralinden kaynaklanan emisyonlar her bir büyük kirletici için doğalgaz santralinden kaynaklanan emisyonları 800’ün üzerinde aşmaktadır. Biyokütle santralleri aynı zamanda iklim için de bir tehlike oluşturmaktadır. Bu santraller büyük bir karbon kirletici olan kömürden elde edilen her megavat başına yaklaşık 50 daha fazla CO2 yayar.

 

Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’ne (International Panel on Climate Change, IPCC) göre, odun yakmak nedeniyle oluşan CO2 emisyonları, linyit yakmaya benzer olsalar da çoğu kömür türünü yakmaktan daha fazladır.

 

Birleşik Krallık eski Enerji Bakanı Jim Fitzpatrick, 2009 yılında Avam Kamarası’na Hükümet tarafından yaptırılan araştırmayı şöyle ifade etmişti: “Birleşik Krallık’taki biyokütle kullanımının yol açacağı kirlilik nedeniyle 2020 yılında 340 bin ile 1.75 milyon yıl arasında yaşam yılı kaybedilecektir.”

 

Tayland’da biyokütle santrallerinin yakınında yaşayanlarda yapılan bir araştırmada; santrallere 1 km mesafede yaşayan kişilerde alerji, astım ve kronik tıkayıcı akciğer hastalığının görülme sıklığının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek görüldüğü saptanmıştır. Kaşıntı, kızarıklık, göz tahrişi, öksürük, burun tıkanıklığı, alerjik semptomlar, boğaz ağrısı ve solunum zorluğu riskleri biyokütle enerji santrallerinin yakınında yaşayanlar arasında daha belirgin olarak bulunmuştur. Araştırmada, biyokütle santrallerinden meydana gelen kirliliğin, santrallerin yakınlarındaki sakinlerde önemli sağlık sorunlarına neden olabileceği sonucuna varılmıştır.

 

Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği’ne (Health and Environment Alliance, HEAL) göre biyokütle enerji santrallerinin yol açabileceği önemli halk sağlığı sorunları şöyle sıralanabilir:

 

Hava kirliliğine neden olan katı veya sıvı yakıtların yanması,

Biyokütle besleme stokunun taşınması ve üretimi sırasında hava kirleticilerinin yol açtığı emisyonlar,

Biyokütle üretiminin su mevcudiyetini, ekosistemleri ve biyoçeşitliliği olumsuz yönde etkileyebilmesi ve arazi için rekabetin yanı sıra artan gıda fiyatları ile sonuçlanabilmesi,

Biyokütle üretiminde çeşitli çevresel sağlık etkilerine yol açan pestisitlerin kullanılması.

Ülkemizde, çok ciddi sağlık sorunlarına yol açan PM2.5 hava kirleticisi için bile henüz bir yasal sınır değerin belirlenmediği ve kamusal denetimin çok zayıf olduğu bilindiği için, biyokütle termik santralleri konusunda duyarlı davranılmalı; her bir santral kurulmadan önce hem ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) hem de SED (Sağlık Etki Değerlendirmesi) uygulanmalıdır.


Etiketler:

habere yorum yapın

Yorumlar kapalı.